Monday, December 31, 2007

Ovul's Soda Pop!



2007'de en çok dinlediklerimden. Biraz da gerdan kıralım...

Saturday, December 29, 2007

handala


bu figürü ilk defa filistin bayrağıyla birlikte öbür yüzünde mescid-i aksa olan -anahtar şeklinde- bir anahtarlıkta gördüm. sonra birtakım arabaların tamponunda. adı Handala'ymış.
"This child, as you can see is neither beautiful, spoilt, nor even well-fed. He is barefoot like many children in refugee camps. He is actually ugly and no woman would wish to have a child like him. However, those who came to know 'Handala', as I discovered and later adopted him because he is affectionate, honest, outspoken, and a bum. He is an icon that stands to watch me from slipping. And his hands behind his back are a symbol of rejection of all the present negative tides in our region."
Handala'yı yaratan Naji Al-Ali Filistin'in İsrail baskısına direnişini çizmiş. yıllarca oradan oraya sürgün gitmiş. bir sürü ölüm tehdidi alırmış. sonunda londra'da çalıştığı gazetenin önünde bilinmeyen kişilerce öldürülmüş. buradan sonrası sizin okumanız. bu karikatür bana çok şey söylüyor.

Friday, December 21, 2007

desert rose














selfportraitwithturbanseries no:2

sheltering sky



Wednesday, December 19, 2007

bayram şekeri







from selfportraitinturbanseries
bayram sekeriniz

Sunday, December 16, 2007

postcard from qatar

no labels please!

sandy silence, a lively chorus of muezzins, buses full of immigrant workers, flat roads going on for ages, 4x4's, mega shopping malls with designer brands, shiny streets full with lonely workmen on friday evenings, luxury skyscraper hotels, women in black talking with their eyes, artificial islands for residence, bars -foreigners only, museums designed by startechts, an ongoing construction of "five star" future in desert

Oyun/bozan


13-14 Aralik'ta Mimar Sinan Oditoryumu'nda ölümünün 30. yılı dolayısıyla bir Oğuz Atay sempozyumu düzenlenmiş. Gidenlerin anlattığı kadarıyla Atay'a hak ettiği saygıyı gösteren iyi bir sempozyum olmuş. Kadroda yok yok Jale Parla, Sibel Irzık, Fatih Özgüven, Murat Belge, Oğuz Demiralp, Elif Şafak, Selim İleri, Orhan Koçak. Orada olmayı ve sempozyumu takip etmeyi çok isterdim. "Tutunamayanlar"la geçirdiğim ruh daraltıcı, köşeye sıkıştırıcı, sorgulattırıcı ve zihin açıcı günlerin ayrı bir yeri var. Fatih Özgüven'in üzerine konuştuğu "Unutulan" hikayesini okuldayken İngilizceye çevirmeye çalışmıştım. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yusuf Atılgan, Bilge Karasu, Oğuz Atay; şu memlekette birey olmaya, birey olarak hayatı algılamaya ve analiz etmeye ilişkin hem duygusal hem düşünsel bilinçaltı.

Umarım sempozyum kitabını bekletmeden çıkarırlar.

Fırat Yücel'in sempozyum notlarından kısa bir alıntı. Kendisine teşekkürlerimle:

"Selim Ileri'nin konusmasi ise cok ic aciticiydi. Kendisi zamaninda 70'lerde Oguz Atay'la iyi arkadasmis, seyrek bulusurlarmis ama cok yakin hissederlermis birbirlerine karsi. Neyse sonra 76'ya dogru Selim Ileri'ye bir gazeteden "edebiyat camiasi dedikodularini yazacagin bir kose verelim sana" demisler ve bu da para kazanmak icin kabul etmis. Simdiki magazin
yazilarinin falan ilk haliydi, yani bugunku dedikodu cilginligini ben baslattim, dedi, biraz da utanarak. Ama para kazanmam lazimdi... Neyse sonra bir gun Oguz Atay ve esini Bodrum'da goruyor ve Atay ona "Bodrum'un eskisi gibi olmadigindan, cok yozlastigindan vs." bahsediyor bi dost muhabbeti esnasinda. Selim Ileri kendi deyimiyle de baya igrenclik yapip kosesinde
Oguz Atay'in bu laflariyla dalga geciyor, onu yerden yere vuruyor, asagiliyor vs. Gercekten igrenc bir sey yaptim, dedi, ve bunun vicdan yukunu hicbir zaman uzerimden atamadim. Neyse sonra, Oguz Atay'in hasta oldugu, olecegi anlasiliyor ve Selim Ileri hatasini anliyor ve "Oguz Atay'a saygilar" adli bir yazi yaziyor bir gazeteye ve o yazida ozur diliyor. Oguz Atay yaziyi okuyor ve Selim Ileri'ye, bunlarin onemli olmadigini, onu affettigini belirten bir mektup yaziyor. Birkac hafta sonra da oluyor. Selim Ileri, sonradan Halit Refig kendisine Atay'in mektuplarini gosterdiginde, Atay'in bu yazidan ne kadar etkilenmis oldugunu, bunu ne kadar dert ettigini o mektuplarda goruyor ve iyice yikiliyor. "Sanki onu olume goturenlerden
biri de bendim". Sanki toplu bir gunah cikartma seansi gibiydi her sey, acayip bi sessizlik... En son su sozleri soyledi: "Yani boyle bir insandi, olum doseginde bile bir hiyari bagislayacak kadar buyuk bir insan". Sonra agladi ve salona baktigimda pek cok kisinin agliyor oldugunu gordum."

Amargi Kitabevi!

bianet Amargi'den sosyolog, yazar, kadın hakları savunucusu Pınar Selek'le söyleşti.

Amargi Kitabevi'nin çıkış noktası nedir?

Amargi feminist analizle feminist politikayı birlikte geliştirmek isteyen bir örgüt. Feminizm anlayışımız ataerkilliği milliyetçilikten, heteroseksizmden, militarizmden bağımsız görmeyen bir anlayış. Yaşamı, yaşadıklarımızı yeniden yorumlamak için feminist analizi geliştirmek istedik. Çünkü genel anlamda teoriden uzaklık durumu var. Günlük politikaların içinde çoğu şey kişiselleşiyor, ya da doğru çözümlenemediği için sahici politikalar üretilemiyor.

Biz de "cebimizdekileri yolda yiyelim" demedik çünkü tükeniyorlar. Yaşamı düşünerek yaşamak, hayatı düşünerek değiştirmek, sonra yeniden düşünmek... Sözün özü düşünmek ve yaşamak ayrı şeyler değil.

Amargi Dergi deneyimi size ne kazandırdı?

Zaten bu işe seminerlerle, atölyelerle, söyleşilerle, feminist derslerle başladık, sonra onları kitaplaştırdık. Kadın hareketinde mücadele deneyimlerini anlatan Özgürlüğü Ararken kitabını çıkardık.

Bir yandan eylem yaparken bir yandan bu işlerle uğraştık. Dergimiz bütün bu birikimlerin ve analiz ihtiyacının üzerine oluştu. Teorik bir dergi dağıtımı olmadan 2 bin satıyorsa hele de bu dergi feministse ve de popüler değilse şaşırmamak elde değil.

Dergi aktif bir okur topluluğuyla karşılaşmamızı sağladı. Okur buluşmaları düzenledik. Çok fazla kadın yazmaya başladı. Çoğunu yayınlayamadık bile. Eylem, kitap, seminer, dergi derken kadınlar bize daha çok değmek istediler ve daha interaktif bir buluşma mekanına ihtiyaç duyduk.

Yani kitabevine?

Feminist kitapların yaygınlaşması ya da bilinen/bilinmeyen kadın yazarların topluma tanıtılması çok önemli. Fakat diğer yandan da feminist gözlükle seçtiğimiz ve dünyayı analiz etmemizi kolaylaştıracak
Örneğin Michel Foucault, Irvin Yalom, Murray Bookchin'den Aras yayınlarının Ermeni Tarihi'ne Belge'nin, Ayrıntı'nın ya da Metis'in bizim için önemli kitapları var.

Sadece bir kitap alışverişi değil bir ihtiyacı da ortaya çıkartmak istiyoruz. Bundan sonra yayınlayacağımız kitapları ya da yapacağımız faaliyetlerimizi yönlendirecek ya da kadın yazarlarla okurların buluşmasını sağlayacağız, metin okumalar yapacağız, daha etkin bir iletişim kurmayı amaçlıyoruz. Birlikte okuyacağız.

Bütün bu kitapları nasıl bir araya getirdiniz?

Üç ay önce karar verdik. Biraz delilikti. Sermaye yoktu. Çevremize amacımızı anlatıp bağış kampanyası başlattığımızı duyurduk. Birisi iki aylık kiramızı üstlendi, diğeri buzdolabını verdi, mesela Şükran Soner ocağını verdi, rafları bir yayınevi verdi, boyayı biz yaptık, komşumuz eşyalarımızı taşıdı, esnaf yardım etti. Durup baktım ve bu "çağdışı" bir durum dedim. Eski gelenekler canlandı.

Kitabevinde yayınevi kitaplarının yanı sıra sahaf bölümü de var

Kadınlar evlerindeki kitapları getirdi. O kitapları biz 3 YTL ya da en fazla 5 YTL'ye satacağız. Ucuz kitapların paylaşıldığı bir yer olacak.

Türkiye de kadın yayıncılığını nasıl görüyorsunuz?

Genel olarak yayıncılık zor durumda. Kapitalizmin de etkisiyle popüler olan satılıyor. Düşündüren, politik, sorgulayan eserlerin durumu vahim. Üzerine kadın sorunlarını tartışan erkek egemen sistemi sorgulayan kitapların kendine yer bulması çok daha zor.

Ama 90'lardan sonra kadın hareketinin kazandığı ivme aslında bu konuda dayanışmayı artırdı. Amargi Derginin başarısı da bir gösterge. Hareketin gelişimiyle analiz gücünün feminist yayıncılığın gelişeceğini de düşünüyorum. Çünkü akademilerde üretim gücü var, varolan tezlerin biraz yaygınlaşması bile aydınlamaya neden olur.

Kadın yazar olmak üzerine ne söylemek istersiniz?

Tüm alanlardaki kadınlar gibi... O kadına çeşitli anlamlar yüklenir ve beklentiler oluşur. O rolleri oynaması beklenir. Onun kendine biçilen misyonu, cinsiyet kalıplarını sorgulayıp bu konuda söz söyleme çabası içinde olduğunda o zaman bir şeyler çatırdamaya başlar, yalnızlaşabilir mesela

Kadının özgün deneyimleri vardır kesinlikle. Bu özgün deneyimlerden süzüp çıkardığı paylaşabileceği çok önemli şeyler vardır. Kimselerin bilmediği özel direniş mekanizmaları vardır. Onları dillendirmesi önemli. Ama biyolojik kaynaklı özel bir kadın dili yoktur.

Aslı Erdoğan ya da Neşe Yaşin örneğinde olduğu gibi kadınları çok çabuk mahvetmeye müsait bir durum var. Toplumun karşısına magazin objesi olarak getirilebilirler. Orhan Pamuk'a farklı Yaşin, e, Erdoğan'a ya da bana faklı saldırılır. Politik saldırıdan çok cinsiyetçi saldırılar maruz bırakılıyorlar diğer kadınlar gibi.

Ancak feminist yayıncılığın sorunlarının ve bu meselelerin çözümü örgütlenmeden, dayanışmadan geçiyor.

Güçlendiğimizde biz kendi ağımızı örmüş kendi patikamızı çizmiş olacağız. Hem kadın yazarlar hem okurlar hem hareketteki kadınlar ve bütün kadınlar yararlanacak. Ama feminizm herkes için geçerli. Herkesi özgürleştirecek.

Amargi "tekrar tekrar düşünerek" nasıl gelişti?

"Yaşamak en önemli akademik faaliyettir" dedik. Biz aslında akademik faaliyeti olumlu görmüyoruz, politika yapmak istiyoruz. Ama bu sözle ters yüz ettik, ayrıca diplomamız olmasa da Amargi hepimize okul oldu. (EZÖ/TK)

Wednesday, December 12, 2007

Monday, December 10, 2007

fotografini koymak da yasak mi?

halk ozanı kaan sezyum parmak basmış:

"Peki geçtiğimiz hafta bu kadar gerzekçe ne olmuş olabilir? Ailemizin sansürcü sansarı RTÜK, şimdi de Seyfi Dursunoğlu'yu, yani Huysuz Virjin'i yasakladı. Evet, evet bildiğiniz yasakladı. Hani hep 'Teoman yasaklansın, Bülent Ersoy yasaklansın, Kayahan'ın şarkı içinde şiir okuması yasaklansın, İsmail Türüt'ün nohut gibi terlemesi yasaklansın, Mehmet Ali Erbil'in pantolonları erbillemesi yasaklansın, Uygur Kardeşlerin komik olmaya çalışması yasaklansın, Atilla Taş'ın ağlaması yasaklansın, Caner'in sigara böreği gibi cam bardak yemesi yasaklansın' diye yazarım ya, RTÜK'ün 40 yılın başında şeyi şey olmuş, birden cart diye Huysuz Virjin'i yasaklayıverdi.
Peki neden yasaklandı bu Huysuz Virjin? Seyfi Dursunoğlu neymiş efendim gençleri eşcinselliğe teşvik edebilirmiş... Ba ba ba baaaaaa! (Tamer Karadağlı şeklinde şaşırma şeysi)... Gençliği kötü etkilermiş.
Ya bu RTÜK ne kahraman bir şeymiş! Ne harika bir insanmış da Türk gençliğini korumak gibi devasa bir amaçla, şakasına tekrar ediyorum - şakasına kadın kıyafeti giyip onunla bununla dalga geçen bir karakteri yasaklar. Ha bir de işin bu boyutu var. RTÜK burada bir insanı değil, bir hayal ürününü yasaklamakta. Düşünceyi yasaklamakta. Seyfi Dursunoğlu değil, Huysuz Virjin yasaklanıyor.
Bunu yapan insanlar "Aman gençlerimiz *bne olmasın" ya da "Şimdi bu adama özenip gençlerimiz *bne filan olur, aman aman" diye düşünüyorlar herhalde. Neden *bne diyorum merak ettiniz mi? Çünkü böyle yasakçı bir kafa eşcinsellikle barışık değildir. Bu durumu aşağılık bir bozukluk olarak görür. Kendisi gibi olmayana *bne der. Statlarda tüm futbol takımları, tüm futbolcular *bnedir. Beğenmediğin davranışları yapan arkadaşına "*bnelik yapma lan!" dersin. Huysuz Virjin de işte yasakçı kafalarda demek ki bayaa *bne. Hatta *bnenin önde gideni, bayrak sallayanı. Kes yapıştır, yasakla! Acaba Huysuz Virjin fotosu basmak da yasak mı? Ya bir de gençler niye böyle bir parodiden özenilecek bir durum sezip cinsel tercihlerini değiştirsin? İnternet diye bir şey var. Kısa bir sürede onu da yasaklayacaklar zaten. Daha birkaç ay önce Ahmedinecad "İran'da eşcinsel yoktur" dediydi ya... Hani herkes onunla dalga geçmişti ya... İşte şu anda durumumuz da aynen o...
Pekiii, bu kafaya girdik bir kere, bari biraz zevk alalım. Mesela RTÜK politikacılarımızı hangi sebeplerle yasaklayabilir?
Mesela yolsuzluk yapan bir devlet büyüğümüz de gençlere yanlış örnek oluyor diyerek yasaklanabilir mi? Ya da onu bunu kafasına göre vurduran pop ikonlarımız, gençleri adam olmaya özendiriyor diyerek yasaklanabilir miydi? Ya gerçekten anlamıyorum bu kafayı. Kafayı taktım sana, anlasana. Acaba Huysuz Virjin ekranlara çıkıp ezan mı okusaydı? Bir oluru yok mu bu işin memur bey?
Bu yasak Huysuz'a gelmedi, bu yasak hepimize geldi. Sana, bana, ona, şuradakine, oturana, konuşmayana, dırdır edene, susana, susayana, yiyene, sçana, içene, içmeyene, örtünene, örtünmeyene, dekolteliye, frikikliye, memeliye, memesize, omurgalıya ve omurgasıza...
Hepimize."

ilgili olarak:
http://www.bianet.org/bianet/kategori/medya/103344/rtuk-huysuz-virjini-gizlice-yasakliyor-ama-pes-etmiyorum

Saturday, December 8, 2007

gunun notu

viyana'daki turkish delight krizinden son haber. kunsthalle karlsplatz proje alanındaki heykel kimliği belirsiz kişilerce yıkılmış! haberi yeni şafak sevinçle vermiş, heykelin yalnızca türbanlı kısmını göstererek.
yeni şafak'ın buradaki versiyonu die presse ise bir ay önce heykelin basel'de sergilendikten sonra istanbul'daki bir koleksiyoncu tarafından alındığını, istanbul'daki yeni bir modern sanat müzesinin de ilgilendiğini aktarmış metzel'in ağzından. (o kadar çok ki hangisi acaba?) meraklılarına duyurulur. herkes cevval cevval yorumları dökülmüş haber altlarında sözlüklerde...
valla burada işler bir garip. kendilerinden başka yabancının gelmesini istemeyen türkler gider azılı faşist partiye oy verir. türkiye'den getirdikleri müslüman eşlerini dil bilmez yol bilmez eve kapatır. sokağa çıkamasın diye cebine para koymaz. evde her türlü eziyet. o kendine güveni sıfırlanıp psikopata bağlamış kadınların yetiştirdiği ne almanca ne türkçe konuşabilen çoğu eğitimsiz çocuklar her yerde. (çünkü okullardaki öğretmenler almanca konuşamayan çocuklarla uğraşmak yerine onları alt seviye okula gönderiyor.) olmayanları da var tabii ama çoğunluk böyle. o kadar zavallı ve kangren bir kültür. kendine en ağır hakaret edenlere oy verir sonra da ar, namus, dinime hakaret diye hıncını heykel yıkmaktan çıkarır...

gunun sarkisi


I love your eyes, my dear Their splendid sparkling fire When suddenly you raise them so To cast a swift embracing glance Like lightning flashing in the sky But there's a charm that is greater still When my love's eyes are lowered When all is fired by passion's kiss And through the downcast lashes I see the dull flame of desire Lyublyu glaza tvoi moj drug S igroj ih plamenno-chudesnoj Kogda ih pripodymesh' vdrug I slovno molniej nebesnoj Okinesh' beglo celyj krug... No est' sil'nej ocharovan'ya: Glaza, potuplennye nic V minuty strastnogo lobzan'ya I skvoz' opushchennyh resnic Ugryumyj, tusklyj ogn' zhelan'ya. Lubię oczęta twe, kochanie, Ich blasków zmienność tajemniczą, Gdy je podnosisz niespodzianie I niby modrą błyskawicą Ogarniasz ziemię aż po kraniec. Lecz i silniejsze są doznania: Wdzięk oczu skromnie opuszczonych W szalonej porze całowania I spod cienistych rzęs osłony Posępny płomień pożądania. Amo tus ojos, mi amor su esplendido fuego chispeante cuando de repente los levantas para lanzar una rapida mirada que envuelve como relampagos destallantes en el cielo pero hay un encanto que es mayor todavía: cuando los ojos de mi amor se cierran cuando todo es encendido por besos de pasion y a traves de las pestañas inclinadas veo la llama apagada del deseo.




Monday, December 3, 2007

everybody is politically correct, everybody and it is getting more and more boring

Mark Wallinger has been named the winner of the Turner Prize for his replica of the one-man anti-war protest in Parliament Square, State Britain.

Wallinger first made the shortlist in 1995, but lost out to Damien Hirst.

He was favourite to win the prize for his £90,000 installation, which recreates everything from Brian Haw's protest in Parliament Square in 2001.


Every detail was copied from his tarpaulin shelter and tea-making area to the messages of support and hand-painted placards.

http://news.bbc.co.uk/2/hi/entertainment/7124575.stm

Berlin Alexanderplatz REMASTERED Istanbul'da

istanbul goethe 25. ölüm yıldönümü nedeniyle
Fassbinder'in Berlin Alexanderplatz REMASTERED'ını gösterecekmiş.
15-16 Aralık. kaçırılmamalı.

istanbul'da oluyor bilgisini makedonya'dan topluyoruz

eipcp'nin transform sayfasinda okuyunca bu ne ola diye bir arastirma yaptim. istanbul'da dogu avrupa ve ortadogu kultur ureticilerinin katildigi buyuk bir toplanti yapilmis british council'in organizasyonuyla 24 – 27 Kasim 2007'de. bilgisini ancak makedonya british council'in sayfasindan bulabildim. turkiye'den kimler katildi bilmiyorum, umarim 2010 ekibi degildir. her gun contemporary istanbul haberi okuyacagima boyle onemli toplantilar hakkinda bilgilenmeyi tercih ederim acikcasi.

mesele su imis:

The Space - Creating The Space in up to twenty cities in the region where the first three strands of activity come together and interconnect.

The very next activity is a unique British Council event called “The Space” which will take place in Istanbul, Turkey, from 24 – 27 November 2007. Macedonia will be represented by two delegates. Central to this event will be the use of Open Space Technology – a lively and interactive method of stimulating dialogue and learning – where participants set the agenda and deal with their most important issues. This is an extremely dynamic way of discussing difficult questions and turning talk into action in a very short space of time.

We’ve asked Lee Simpson of the internationally renowned and award-winning UK theatre company, Improbable – who are pioneers in the use of Open Space Technology in the arts in the UK – to facilitate the event in Istanbul and to help us explore our central question of “How Can We Work Together to Achieve Our Goals?” Improbable have facilitated “Open Space” events for major clients including the Arts Council in England and the London International Festival of Theatre and are thrilled to be playing a part in our new regional initiative.

The beauty of “The Space” is that none of us know where it will lead but we all stand to benefit from the creative energies that it will release


Branka Ćurčić'in toplantıyı anlatan yazısı "How Can We Work Together to Achieve Our Goals?" icin:

http://transform.eipcp.net/correspondence/1196672361

Saturday, December 1, 2007

ines doujak-naturegemalde

www.krobathwimmer.at






wishin on a star

ordumuzun bas sarkisi: ne varsa bende var

"Teröristler üzerine bölgeye yakın durumda bulunan ateş destek vasıtaları ile yoğun bir uygulama yapıldı."
operasyonlar baslamis, gonuller huzura ermistir heralde.
nitekim son zamanlarda facebook'da gordugum baska bir profil resmi
beni iyice endiselendirdi. musul kerkuk'un dahil oldugu bir turkiye haritasi!
hassasiyet seviyesi yukseldikce suur seviyesi de dusuyor.